İnsanlığın Huzuru
Abstract
Üretim güçlerini, artan bir kompleksite ve verimlilik içinde organize etme çabası nihayetinde tüm ilişki biçimlerini dönüştürme eğilimini yanında taşır.“İnsan-doğa, insan-meta, insan-insan, insan-toplum ve insan-Tanrı” ilişkileri, şehirleşme ve sanayileşmenin dönüştürücü gücü ile birlikte gün geçtikçe sentetik, anlık ve dolayımlı (indirect) bir hâl alır. Nihayetinde doğaya, metaya, topluma ve varoluşa yabancılaşma olarak kendini gösteren bu hâl, insan için ruhsal bir tıkanmışlığı da yanı başında getirir. Derinden hissedilen bir amacın yokluğu, modern insanı kendi has varlığını inkâr noktasına “bile” getirir. İnsanın, salt bir üretim faktörü olarak tanımlandığı ve sadece ekonomik değerinin hesaplandığı böylesi nihilist eğilimli bir yapıda, ruhsalgerginliklerin salt bireysel bir şuur ve çaba ile tasfiyesi mümkün olsa bile pek de olası duramamaktadır. Dolayısıyla insanın ruhsal buhranlarınınaşılabilmesi adına uygun bir iktisadi-sosyal dengenin sürdürülebilir bir temelde tesisi, söz konusu ruhsal denge için bir yeter şart olamasa bile makul bir gerek şart olarak karşımıza çıkmaktadır.
Collections
- Kitapta Bölüm [13988]